Kamyonun karayolundaki teker sesleri kulağıma dolarken bir an doğru s ylediğini d ş nd m. Ben batmakta olan g neşe bakarken o ş yle devam etti:
--Psikolog olduğun i in bunları biliyor olman gerekir dostum. Mesela boşluktan d şme, tehlikeden kurtulmayı isteyip kurtulamama, koşmak isterken d ş p kalma, kalkmak isterken y r yememe, ne kadar ka arsan ka olduğun yerden uzaklaşamama, yakalanacağım duygusundan bir t rl kurtulamama... Daha bir s r ortak r yalarımız var. Beyaz at, k pek, hatta kuş, yılan bile emin ol ortak r yalarımız arasında.
Bunlarda doğru s zlerdi ama nedense duyduklarım zihnimi alt st ediyordu.
Ağır stres altında doğru d ş nemediğimi bir kez daha belirttikten sonra teki,
--Benden bile ş phe duymanı, yorgun olmana, yaşadığın tutsaklığın ağırlığına veriyorum, dedi. İnan bana benden başka kimse şu akıl dışı davranışlarına tahamm l edemezdi. Buna rağmen beni su layıp paspas gibi ezip ge meye devam ediyorsun. Neyse... İyi dostlar yeri gelir paspas olmaya da ses ıkarmaz, yeter ki g n ller bir olsun.
Bu s zler de kaygılarımı gidermeye yetmedi. D ş nd k e i imdeki ş phe artıyordu. teki, insanları kandırma konusunda usta biriydi. İnanmadığı şeyleri inanıyormuş gibi anlatmak onun gibi birisi i in k k bir oyun sayılırdı. Bug ne kadar buna benzer pek ok yanlışını yakalamıştım. Belki de duygusal anlamda d şt ğ m yeri bildiğinden, zayıf anımdan faydalanarak beni daha ok ezmek istiyordu. Nasıl olmuştu da b ylesine k t bir zamanda, teki gibi bir hain imdadıma yetişmişti. Bu işte melek g r n şl bir şeytanın parmağı olmadığını nereden anlayacaktım? Benim gibi biri kurtarıcı beklerse yardıma koşan melek değil, ancak şeytan olabilir. İnsanın kurdu insandır diye boşuna denmiyor.
Bu duyguların korkun luğu altında, hayatımı kurtardığını d ş nd ğ m teki'ne, belli etmemeye alışarak, inanamayan g zlerle bir daha baktım. Kamyonu gazlarken bir dost gibi davranmayı s rd r yordu. Yardımıma neden koştuğu hakkındaki a ıklama aslında ş phelerimi dağıtacak kadar g l yd fakat, bir t rl duyduklarıma inanamıyordum. Daha nce b yle bir şey hi başıma gelmemişti. Ge mişteki bazı olayları hatırlatmam zerine,
- Yapma dostum, dedi tekrar. Sesi titriyordu, sanki biraz daha konuşsa ağlayacaktı.
Mutsuz bakışları karayolunu izlerken,
- Ne yapayım s yler misin? diye sordu. Daha ne yapayım, hayatını kurtarıyorum yine yaranamıyorum. Bug ne kadar bana hi g venmedin. Dost olduğumuzu g stermeye alışırken beni kendine d şman belledin. Ger ekten dostluk nedir bilmiyorsun, duvar gibisin. B t n iyilikler bu duvara arpıp tuz buz oluyor. Beni anlaman i in s rekli konuşuyorum, ama sesim boşlukta, aramıza gerdiğin buz gibi duvarlara arpıyor. Ne yaparsam yapayım bir t rl sana ulaşamıyorum. O kadar iteledin ki beni, adımı bile teki yaptın. İnsan yıllardır yan yana alıştığı birine bu kadar uzak olur mu?
Duyduklarımda haklılık payı yok değildi, ama i imden nedense ona hak vermek gelmiyordu. Hep kızmak, "Beş para etmezin tekisin " diye bağırmak istiyordum. İ imde bir ağırlık, bir bıkkınlık vardı. Kimseyle dost, arkadaş, tanış bile olmak istemiyordum. Yorulmuştum yaşadığım hayatın ger eklerinden.